fotoğraf çekmek veya çektirmek

Objektifin önünde olmakla arkasında olmak tümüyle farklı durumlar.Hangisi daha kolay derseniz gerçekten emin değilim.Ben genelde objektifin arkasında olup fotoğraf çeken durumundayım.Belki bu konuda daha çok yorum yapabiliyor olmam gerekir.Şöyle bir düşüneyim.Hımm.Sanırım şu sonuca vardım.Eğer fotoğrafını çektiğim konu insan değilse ve günlük hayattaki doğal eylemlerine ben fotoğraf çekerken de devam edebiliyorsa (örneğin rüzgarda salınan buğday başağı ben onu fotoğraflarken beni umursamadan salınmaya devam edebiliyorsa) fotoğraf çekmek daha kolaylaşıyor. Fotoğrafı çekilen konu insansa, fotoğraf çekmenin mi yoksa çektirmenin mi daha kolay olduğu tümüyle fotoğrafçının yapısına ve özelliklerine göre şekilleniyor.Tıpkı tangodaki gibi.Tangoda dansı erkekler yönlendirir ve bayanlar onların yönlendirmesine uyum sağlayarak adımlar atar.Hiç tango bilmeyen bir bayan bile iyi dans eden bir erkekle ayağına hiç basmadan güzel bir dans ortaya çıkarabilir.Eğer erkek iyi dans edemiyorsa ve iyi yönlendiremiyorsa ayağa bol basılan ve keyifsiz bir dans ortaya çıkar.Fotoğraf ta buna benzer bir durum.Eğer fotoğrafçı, fotoğrafını çektiği kişiyi iyi yönlendirirse fotoğraf çektirmek çok daha kolay ve keyifli hale gelir.İyi yönlendiremezse sık sık saate bakılan bir süreç başlar.

Ben doğal fotoğraf kareleri çekmeyi seven bir fotoğrafçıyım.Doğal fotoğraf kareleri derken anlatmak istediğim, fotoğrafa baktığınızda aklınızda fotoğrafçı "şurada dur ve böyle yap" demiş olmalı diye bir düşüncenin oluşmasına izin vermeyen fotoğraflar.İnsanların böyle fotoğraflarını çekmek daha zor bir alan.Çünkü bir yandan fotoğraf çekerken kullanılacak ışığı, geliş açısını, buna bağlı olarak şekillenecek makina değerlerini, fotoğraf karesindeki kompozisyonu düşünürken bir yandan da fotoğrafını çektiğiniz kişinin ruh halini ve hareketlerini kontrol etmek ve yönlendirmek durumundasınız.Fotoğrafla ilgilenmeyenler için biraz karışık gelmiş olabilir.Yani durumu bir deyimle özetleyecek olursam akılda yirmi tilki dolaşırken, yirmisinin de kuyruklarının birbirine değmeden dolaşmalarını sağlamayı gerektiriyor.Fotoğraf çekmeyen ama fotoğraf çektirmeyi çok seven kişiler için bir sonraki blog yazım bu yirmi tilkiye dair olacak :)

Blog yazıma başlarken aslında aklımda olan kendimin bazı fotoğraflarını paylaşmaktı.Yazarken konu bambaşka alanlara ilerledi.Belki de iyi oldu.Buna siz karar verin.

Eşimin de fotoğrafçı olması güzel birşey.Ara sıra benim fotoğraflarımı çekiyor.Çoğunlukla habersiz olarak.Ben bu fotoğrafları seviyorum çünkü doğallar.Özellikle birazdan paylaşacaklarım.

2006 yılının kışında İstanbul'da çekilmiş bir fotoğraf.Ben güvercinleri fotoğraflıyorum.Arka tarafta biri benim ne yaptığımı merak ediyor olmalı ki durup bana bakmış.Güvercinler ise karınlarını doyurma telaşındalar.

Burada ise benim o anda çektiğim fotoğraflardan birini görüyorsunuz.Güvercinlerden biri benim onlara çok yaklaşmamdan biraz tedirgin olmuş ve yemek yemeye ara verip bana bakmış.Boynundaki tüylerin rengine bayılıyorum.Turuncu gözleri var.Kuşların ne ilginç göz renkleri var.

Burada ben 2009 yılının baharında Konya Ovası'nda bir buğday tarlasındayım.Yolun verdiği durağanlığı atmak için çareyi stok fotoğraf çekmekte bulmuşum.Yol kenarında bir tarlada durup yeşil buğday başaklarını fotoğraflıyorum.

Bu ise çektiğim fotoğraflardan biri.Yeşilin sarıyla kardeşliği var bu fotoğrafta.Zaman ilerledikçe güneş tarladan yeşili silip geriye sadece sarıyı bırakıyor.Bir süre sonra o sarı ekmek oluyor, simit oluyor ve soframızda yerini alıyor.Ben bu hikayenin rüzgarda salınan ve insanı hafifleten bir bahar günündeydim.O günden geriye bu fotoğraflar kaldı.İyi ki kaldı.Onları sizinle paylaşmak güzel.