nasıl mutlu olunur

Mutluluk nedir ? Rastlantısal olarak mı gelir ? Yoksa bazı pratikleri var mıdır ?

Aslında çocukken mutluluk kendiliğinden gelişen bir ruh hali çünkü çocuklar en mükemmel halinde doğmuş canlılar olarak, iç seslerini dinlemeye programlanmışlardır. İç sesleri onlara mutlu olmaları konusunda rehberlik eder. O nedenle anneleri ile araları bozulsa bile 3-5 dakika sonra o can sıkıcı durumu unutup eski kaldıkları yerden hayata devam ederler. Kin gibi negatif duyguları içlerinde saklayıp çoğaltmazlar ta ki büyüklerinden bunu öğrenene kadar. Onları gün içinde izlerseniz, aralıksız olarak kendilerini mutlu edecek bir eylemden diğerine koştuklarını görürsünüz. İstediklerini yapmalarına izin verilmediğinde ise "sıkıldım" cümlesini duyarsınız. Oysa bir yetişkinden bu sıklıkla "sıkıldım" cümlesini duyamazsınız. Nedir büyüdükçe değişen bu durum ? Duygularımızı ve düşüncelerimizi dile getirmekten ya da belki farketmekten alıkoyan şey nedir ?

Mutluluk doğduğumuzda çok kolay ulasabildiğimiz bir durumken, büyüdükçe rehberimizin kendimiz (iç sesimiz) olmaktan çıkıp anne/babamız, öğretmenimiz ve içinde yaşadığımız toplum olmasıyla ulaşılması zorlaşıyor. Ne isteyip ne istemediğimizden sıyrılıp, çevremizdekilerin bizden ne isteyip ne istemediklerine odaklanıyoruz. Hepimizin ara ara duyduğu bir cümledir "Konu komşu ne der sonra !" Ama "Sen ne dersin ?" diyen pek çıkmaz. Zamanla bizden istenen okulları bitirip, bizden beklenen işlerde çalışıyoruz. Belki de bizden beklenen kişilerle evlenip, bizden beklenen sayıda çocuk yapıyoruz. Ama içimizde hep bir eksiklik duygusu var olmaya devam ediyor. Canımız sıkılıyor ve nedeninin ne olduğunu bilmiyoruz. Hatta çevremizin bizden istediği herşeyi sağlamamıza karşın mutlu olamadığımız için kendimizi suçlu hissediyoruz. Bazen bu hissi dile getirecek olsak "Harika bir ailen ve hayatın var. Daha ne istiyorsun!" gibi cevaplar suçluluk hissini pekiştiriyor. Sahi biz ne istiyoruz ? Geliri yüksek bir iş değilse, seven bir eş ve çocuklar değilse, sağlıklı bir vücut değilse istediğimiz ne olabilir ki ?

İstediğimiz mutlu olmak ve buna giden yol belli değil. Eskiden belliydi ama zamanla üzeri toz kaplandı ve o yolu bulmak için tozları silkelemek gerekiyor. "Bu tozlar nasıl silkelenir Demet ?" diyebilirsiniz. O zaman işte size cevap :) Mutlu olmak için önce kendinize yönelmeniz, kendinizi tanımanız, olduğunuz gibi kabul edip sevmeniz gerekiyor. Bir tür çocukluğunuza dönmeniz gerekiyor. Siz 3-5 yaşındaki bir çocuğun aynada kendisine bakıp "Popom çok büyük !" dediğini ve bu nedenle kendisinden nefret ettiğini gördünüz mü hiç ? Çocuklar kendisi ile barışık ve mutlu. 

Anlayacağınız biz yetişkinlerin mutlu olmayı tekrar öğrenebilmesi için yapması gerekenler var ve bunlar günlük ritüeller. İki gün yapıp bırakmak birşeyi değiştirmiyor. Kendimin de uyguladığı birkaç tanesini paylaşmak istedim. Bende kesinlikle işe yarıyor. Umarım siz de yararını görürsünüz.

* Her sabah uyandıktan sonra yatakta 5-10 dakika kalıp, hayatımda olan ve var olduğu için mutlu olduğum şeyleri içimden geçiriyorum ve teşekkür ediyorum. Her seferinde bu listeye yeni şeyler eklemeye çalışıyorum. Amaç eskileri tekrar etmek değil, yenilerini bulmak. Çok büyük şeyler olmasına gerek yok. Sıcacık bir yatağınız olması bile listede yer alabilecek güzel bir örnek.

*Yataktan kalkıp aynada kendime ve hatta gözlerimin içine bakıp " Demet, şartlar ne olursa olsun seni çok seviyorum." diyorum. Bunu evde olan kişi durumuna göre bazen sesli, bazen içimden geçirerek söylüyorum ama tabi ki sesli olması daha iyi :) Bu uygulamayı Louise Hay'den öğrendim. Geçen gün bunu bir yakınıma söylediğimde bana, daha önce hiç aklına kendine sevgisini dile getirmenin gelmediğini söyledi. Çevremizde pek çok kişiye yapabildiğimiz bu durumu, kendimize yapmıyor olmamız aslında şaşkınlık verici.

*Kahvaltıdan önce 10-15 dakika meditasyon yapmak. Bu neden gerekli ? Her gün ve saat yapacak listesine aşırı görev eklenen bizler, kendimizden beklediğimiz performans altında eziliyoruz. Neyi öteleyip neye öncelik vermemiz gerektiği konusunda, rehberimizle olan toplantımız gibi düşünün. Bir tür evren, ruhunuz ve bedeniniz 10-15 dakikalığına el ele verip size gün içinde gerekenleri yüklüyor. Bu sürede hiçbirşey düşünmeden durmanın yarattığı ferahlık sizde gün boyu süren bir dinginlik sağlıyor. Sabırsız yapınız kayboluyor. Gelişen durumları daha soğukkanlılıkla karşılıyorsunuz. Bir tür o gün için kendinize format atmış oluyorsunuz ve gününüz daha iyi geçiyor. Ve sanırım en önemlisi korkmamayı öğreniyorsunuz. Karşınıza çıkan her durumun size birşey öğretmek için karşınıza çıktığını ve sizin o durumun üstesine gelecek güce sahip olduğunuzu hatırlatıyor.

*Gün içinde gelişen ve sizi mutlu eden olayları yaşayınca teşekkür etmek. Bir süre sonra insanın kendisi ile olan bağı tekrar güçlendiği için bu tür örnekleri daha çok farketmeye başlıyorsunuz ve teşekkürlerin sayısı artıyor :) Kimileri daha önce de belki hayatınızda olan durumlar oluyor ama siz onlara hiç bu gözle bakmamış oluyorsunuz.

*Nelerin sizi mutlu ettiğini farkettikçe hayattaki yol haritanız belirginleşmeye başlıyor ve ne yapacağınızı ya da ne yapmak istediğinizi bilmeye başlıyorsunuz.

*Eğer zamanınız olursa akşam da 10-15 dakika meditasyon yapabilirsiniz.

*Uyumadan önce o gün içinde sizi mutlu eden durumları ve hayata dair genel olarak mutlu eden durumları aklımızdan geçiriyoruz. Bu uykuya da mutlu dalmamıza yardımcı oluyor.

*Sonuncusu ise fiziksel bir durum. Bedenimiz bizim bu gezegendeki tapınağımız gibi. Eğer o iyi durumda değilse, onun hareket kapasitesi kısıtlanıyor. Onun içindeki elektrik akımıyla ortaya çıkan duygularımız bundan etkileniyor. Yani sağlıklı bir vücudu olmayan bir kişinin, duygusal olarak harika bir durumda olması ya da mutlu olması pek olası değil. Bizim ilk görevimiz ona iyi bakmak ve mutluluğa giden yolda bize yardımcı olmasını sağlamak. Antidepresanlara değil, kendimize ilgi göstermemize gereksinimimiz var.

Tüm bunları yaparsam mutlu olur muyum ? Bu uygulamalar kendimize ve hayatımızdaki mutlu olduğumuz alanlara odaklanmamızı sağlıyor. Neye odaklanırsak hayatımızda onlar artıyor. Yani cevap EVET.

Bir başka blog yazımda görüşmek üzere hoşçakalın ;)

Not: Blog yazılarımı düzenli takip etmek isterseniz aşağıdan e-posta adresinizle kayıt yaptırabilirsiniz.

 Fotoğraf: Aykut Güngör

Fotoğraf: Aykut Güngör

Subscribe to our mailing list

* indicates required