oradan buradan şuradan

Son zamanlarda sizlerle paylaşmayı çokça istediğim fotoğraflar var ama kültürümüzde yer alan "nazar" inancı nedeniyle paylaşamıyorum. Bu konuda kişisel fikrim şöyle. Eğer nazar değecek olsaydı film yıldızlarının başını kaldıracak halleri kalmazdı diye düşünüyorum. Öte yandan herkesin kişisel görüşüne saygı duyuyorum.

O halde hayata dair başka bir alanda yazmak istedim. Havaların ısınması ile birlikte kendimi çok daha enerjik duyumsuyorum. Eminim sizin için de öyledir. Bu arada geçen yazdan kalan sos, turşu ve meyve suları azalmaya başladı. İnsanın kendi emeği ile ürettiği gıdaların tadı başka güzel. Bir fotoğrafçı gözü ile görünümleri de öyle bence :)

demet-argun-blog-bursa-konserve-1

Domates sosları kullanımı en kolay olanlar. Her türlü yemeğe uyum sağlayıp lezzet katıyor. Yarım litrelik kavanozlar ise en uygun kullanım boyu (epey bir yıl farklı boyutta kavanoz denemesinden sonra ulaşılan değerli bilgi :)

demet-argun-blog-bursa-konserve-2

Pazardan bir-iki turşuluk sebze almıştım. Reaksiyonu başlatan kıvılcım oldu diyebilirim. Eşim dur şunlu turşu da yapalım, bunlu da olsun derken pazara gidip eksik gördüğü diğer sebzeleri de aldı. Ortaya çeşit çeşit turşu çıktı. Yemeklerin yanında yemesi çok güzel. Eskiden acı yiyemeyen ben, bu konuda kendimi geliştirdim. Bu Antepli bir eşin yan etkisi olsa gerek :) Eskiden ben bir yemeğe "acı olmuş" dediğimde bana "bana hiç acı gelmedi" derdi. Arkadaşlarım ile birlikte birşey yerken bazen onlar acı olduğu için yiyemiyor ve ben "fazla acı değil aslında" diye düşünüyorum. Zamanla değişen ben gerçeği diyelim.

demet-argun-blog-bursa-konserve-3

Yukarıdaki ise kızılcık konservesi. Meyve suyu olarak istediğiniz zaman içebiliyorsunuz. Kışa renk katıyor. Önce suyunu içip sonra tanelerini yiyebiliyorsunuz. Bu konservenin komik bir hikayesi var. Bir sabah uyandığımda mutfaktan tıkırtılar geliyordu. Hemen kalkmak istemedim çünkü eşimin yaptığı işin içine beni katabileceğini düşündüm ve afyonum patlamadan bir işin içine katılmak istemedim. Biraz bekledim ve daha sonra mutfağa gittim. Eşim kızılcık ve benzeri meyvelerden bu konserveleri hazırlıyordu ve "Senin için konserve meyve suyu hazırlıyorum." dedi. O an utandım ve teşekkür ettim. Ara ara bu meyve sularından içtikçe aklıma o an geliyor ve gülümsüyorum.

Mutfak konusunda pek iddialı değilim çünkü yemek yapmak beni fotoğrafta olduğu kadar heyecanlandırmıyor. Eşim yemek yaparken onu izliyorum bazen ve ne kadar severek yaptığını görüyorum. İçimden keşke herkes sevdiği işlerle uğraşabilse diyorum. Kendimin ne kadar şanslı olduğunu düşünüyorum. İçinde kaybolabildiğim, zamanı unuttuğum ve sevdiğim bir hayatım olduğunu düşünüyorum. İçinde bazen zorluklar da var. Onlar bana hayat yolculuğumun daha sonraki bölümlerinde yol gösteriyorlar. Bazen düşünüyorum, yazacak ne çok şey var diye. Onlar daha sonraki blog yazılarım. Şimdiden yola çıktılar. Aklımda varsalar, hayatıma girmişler demektir.

Hoşçakalın ;)