teyze olmak

Birkaç haftadır aklımın bir köşesinde sabırla sırasını bekleyen bir şeyi yapıyorum şu anda ve çok mutluyum.İzmir gezim sonrası yazmak istediğim bu blog yazım sonunda benden sana, ona, buna doğru okunmak üzere yol alıyor.Okumasan ne olur ? Hiç. Peki okusan ne olur ? İşte bunun cevabını ancak sen bilebilirsin.Paylaşırsan ben de bilebilirim.O zaman sadece okuyup geçme ve yaz lütfen. Fotoğraftaki Duru.Teyze olmamın dayanılmaz hafifliği diyebilirim onun için.Merakla bana ve elimdeki fotoğraf makinama bakıyor.Tülün arkasına geçip saklambaç oynuyor.Artık ne kadar saklanabiliyorsa orada :)

Duru doğduğu ilk günlerde ve sonrasındaki bir yılda çok fazla ilgimi belli etmediğim sevimli bir yaratık.Neden mi belli etmedim ? Duru'nun abisi Ege, aileye yeni eklenen kardeşe ve küçük olması nedeni ile ona gösterilen aşırı ilgiye pek alışamamıştı.En azından teyzesi ile olan ilişkisinin kardeşi nedeniyle bozulmasını istemedim.

Duru'nun adına Ege karar verdi.Bence bu çok güzel.Ege şimdi yedi yaşında.Duru ise bir buçuk yaşında.Duru'nun doğumu ile çok net olarak bir gerçeğin farkına vardım.Bizler kişiliklerimizle birlikte doğuyoruz.Eee bunda ne var diyebilirsin.Bunda olan durum şu.Bu kişilik daha doğar doğmaz kendini belli etmeye başlıyor.Ben on yaşın üzerinde kendini göstermeye başlar sanıyordum.Oysa Duru bir buçuk yaşında ve kendine özgü bir yapısı olduğunu çok net duyumsatıyor.Sakin ve çokça gözlem yapan bir yapısı var.Ne istediğinden çok emin.Elde edene kadar pes etmiyor.Bir örnek üzerinden anlatmam daha iyi fikir verebilir.Duru'ya hafta içi iş saatlerinde Reyhan Abla bakıyor.Reyhan Abla kendi çocuğunda yapmadığı ama sonrasında yapmasının daha iyi olacağını farkettiği şeyleri Duru'da uyguluyor.Bunlardan biri Duru'nun kendisinin yemek yemesini öğretmek olmuş.Duru daha bir buçuk yaşında ama kendisi yemek yiyebiliyor ve bunu çok seviyor.Benim İzmir'de olduğun günlerden birinde, annem Duru'yu kucağına aldı ve yemek masasında çorba içirmeye çalıştı.Çalıştı diyorum çünkü daha konuşmayı tam sökemeyen Duru, huzursuzlanıp ağalama-bağırma arası tepki verdi.Masada olan ben ve annem ne istediğini anlamaya çalıştık.Zavallı ne istediğini biliyor ama bizim dilimizde konuşmayı bilmediği için biz anlayamıyorduk.O mu bu mu derken kendisinin ayrı bir sandalyede oturmak istediğini anladık.Onu başka bir sandalyeye oturttuk.Annem ona çorba içirmeyi bir kez daha denedi ama Duru gene aynı tepkiyi verdi.Tekrar ne istediğini anlamaya çalıştık :) Çorbayı kendisi içmek istiyordu.Ona kaşığı verdik.Annem kaşığı onun eliyle birlikte tutup içmesine yardım etmeye çalıştı.Duru gene ağlama-bağırma arası tepkisini verdi.Anladık ki o kendi sandalyesinde, kendi kaşığı ile kendisi çorbasını içmek istiyor.Ufaklık bir birey olabilmek için uzun bir direniş gösterdi ve kazandı.Biraz dökerek te olsa çorbasını mutlu bir şekilde içti.Bir buçuk yaşında bir çocuğun gram damlatmadan içmesini beklemiyordunuz umarım :) Onun yelek şeklinde plastik bir önlüğü var.Önlüğün en altında cepler var.Bu şekilde dökülenler orada birikebiliyor.

Reyhan Abla, Ege benden "Demet Teyze" diye ilk bahsettiğinde annesinin arkadaşlarından biri ya da ona daha önce bakan bir kişi olduğumu düşünmüş.Sonra sorduğunda gerçek teyzesi olduğumu anlamış.Bana Ege'nin beni çok sevgiyle anlattığını söyledi.Reyhan Abla Ege'ye "Teyzen gelirken sana ne getirsin?" diye sorduğunda "Demet Teyzem gelsin yeter." demiş.Duyunca şaşırdım ve çok mutlu oldum.

Ege ailemize katılan ilk ufaklık.Birlikte geçirdiğimiz zamanlarda bolca oyun oynadığım oyun arkadaşım.Birlikte hikayeler oluşturmayı seviyoruz.O hikayenin kahramanlarını belirliyor.Ben hikayeyi anlatmaya başlıyorum.O bazen araya girip hikayeyi biraz değiştirip kendi istediği şekilde ilerletiyor.Hikayeyi dinlerken ona ara sıra bakıyorum ve anlattıklarımı hayal eden yarı dalgın, boşluğa ama aslında hikayeye bakan yüz şeklini görüyorum.Yukarıdaki fotoğrafta papatyalar arasında dinleniyor.Bunu ondan ben istedim.O papatya tarlasında pek çok fotoğrafı var.Orada koşup oynamayı çok sevdi.Sevilmeyecek gibi mi ?